İçeriğe geç

Hata Asıl Neredeydi?

Fawaz A. Gerges, Orta Doğu’da Demokrasi Neden Başarısız Oldu? Hata Asıl Neredeydi? diyerek Orta Doğu’ya (özel de ise İran ve Mısır) bakıyor. Burada Bernard Lewis’in Hata Neredeydi? adlı kitabına atıfta bulunup araya “asıl” sorusunu ekleyerek Lewis ve onun gibi düşünenlerin dışında farklı şeyler söylüyor. Lewis, Orta Doğu’nun gelişememesinde dinin rolüne özel vurgu yaparken, Gerges ise İngiliz ve Amerikan emperyalizmin bu coğrafyada yaptığı siyasi yanlışlara öncelik veriyor. Bu yanlışlıkların da bugün de devam eden sorunların da temelini oluşturduğunu ifade ediyor. Yazar, özellikle şunu da vurguluyor: 1950 ve 1960’lı yıllarda İran ve Mısır’da seküler ve milliyetçi yapılar akamete uğratılmasıydı şu anki Sünni ve Şii yapılar bu kadar güçlü olabilirler miydi? Bu açıdan da olayları yorumlayıp dün, bugün ve yarına bakabilmek de önemlidir.

2. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan yeni düzen içinde iki cephenin de dışında kalmak isteyen ülkeleri de zorlu bir süreç bekler. Bu kapsamda özellikle İran’da petrol alanlarının millileştirilmesini isteyen başbakan Musaddık ile Mısır’da yine milliyetçi söylemlerle iktidarı ele geçiren (Süveyş kanalını İngiliz ve Fransızlardan kurtarmak, halkın yoksulluğunu gidermek için çeşitli çareler üretmek vb.) Nasır ele alınıyor. İngiliz ve Fransızların yavaş yavaş bölgeden çekilmesi ve yerine ABD’nin geçmesi bölgede güç dengeleri anlamında da değişikliğe yol açar. Bir yanda ABD’nin güdümündeki Körfez devletleri (ya da kabile devletleri) diğer yanda bağımsız hareket etmek isteyen Mısır ve İran. Bu durum bugün bile tehlikeliyken 1950 – 60’lı yıllarda farklı ses çıkarmak iki liderin de sonunu hazırlar.

Orta Doğu zengin yer altı kaynaklarına sahipken neden ekonomik ve teknolojik bir başarı ve ilerleme sağlayamadı? Ümmet fikri neden bağlayıcı olmadı da Araplar arasında yeri geldiğinde ayrımcılık için bile zemin hazırladı? İran ve Mısır kendi zaman çizelgesi içinde aksaydı şimdi ki durumdan daha farklı olabilir miydi? ABD emperyalizmi, böl-parçala-yönet yerine demokratik yapılanma taraftarlarını destekleseydi çok daha farklı bir Orta Doğu’dan söz edilebilir miydi? Dini ve siyasi bir takım söylemlerle hareket edip Amerika ve diğer ülkelere her türlü yer altı ve yer üstü kaynaklarını açmak, vatanseverlik olabilir mi? Gibi onlarca soru ile değerlendirme yapılıyor.

Kitap iki ana kısma ayrılıyor (Musaddık/ İran ve Nasır/ Mısır). Bu iki ismin ortak noktası ise milliyetçi kimliğe sahip olmaları. Burada kastedilen milliyetçilik ise ülkenin kaynaklarını ülkenin halkı için kullanmak ve Batılı devletlere karşı ülkelerin çıkarlarını savunmak.  

Kitabın birinci kısmında İran ve Musaddık devri ile Amerikan saldırganlığının arka planı ele alınıyor. Musaddık’ın soylu bir aileden gelmesi onu çok rahat bir hayat sürmesini sağlayacakken, siyasi mücadelenin içinde yer alması ayrıca düşünülmesi gereken bir durum. Musaddık 1882 – 1967 yılları arasında yaşamış, 1951 -53 arasında başbakanlık yaptıktan sonra bir İngiliz – ABD darbesiyle iktidardan uzaklaştırılmış ve yerine şahın oğlu getirilmiştir. Örneğin Musaddık 1951’de başbakan olduktan sonra petrolü millileştirme mücadelesine girmeseydi yine de İngiltere ve ABD tarafından devrilir miydi yoksa Şah gibi zevk-ü sefa için de mi yaşardı? 

Kitabın ikinci kısmında ise Mısır ve Nasır dönemi anlatılıyor. Nasır 1918 – 1970 yılları arasında yaşamış ve 1952’den 1970’deki ölümüne kadar Mısır’ı yönetmiştir. Milliyetçi Nasır dönemi anlatılırken, Nasır’ın Amerika ve Sovyetler ile diyalogları; ayrıca Nasır’ı komünistlikle suçlayan Amerikan yönetimine karşı Nasır’ın anti-komünist tavırları; ABD’nin içerden yıkma çabaları; Nasır’ın uzlaşma yanlısı tavırlarına karşılık ABD yönetimindeki şahin kanadın sürekli çatışma isteğiyle iç içe geçen ile bir değerlendirme yapılıyor.  ABD neden milliyetçi liderleri yok etmek için büyük çabalar harcarken, İslamcı tabir edilen kişilere paralar akıtır. Bu bile başlı başına güzel bir konudur. Nasır’ın da ailesi hayatı ve geçmişine bakıldığında köylü ve vasatın altında bir hayatın içinden çıktığı görülür.  Süveyş Kanalının millileştirilmesi, topraksız köylüye toprak dağıtımı gibi kendi zaman dilimi içinde devrim niteliğindeki faaliyetleri ve ayrıca Arapları birleştirme faaliyetleri doğal olarak bir yerlerin hoşuna gitmez.

Ayrıca bir de Guatemala örneği yer alıyor. İran’da 1953’de yapılan ABD darbesi sonucu elde edilen başarı diğer yerler içinde bir referans kaynağı olur. Bu doğrultuda hem farklılıklar hem de üçünün iç içe geçen benzerliklerine de değiniliyor.

Kitabı okuyanlar hem genel çerçeve de hem de satır aralarında doyurucu bilgiyle karşılaşabiliyor. Kitabı okurken aklıma çeşitli sorular da takıldı. Örneğin, Türkiye’nin Musaddık ve Nasırları var mıydı? Milliyetçiliği salt ırk temeline indirgeyip oradan farklı düşünen, görünenleri dışlayan bakış açıları ne kadar milliyetçidir? Hangi milliyetçi parti, düşünür ya da oluşum ABD güdümün dışında ve onun ülke de yaptıklarına karşı çıkarak var olabilir? Ülkenin kaynaklarını yine ülkenin içinde yaşayan halka sunmak mı milliyetçilik yoksa kaynakları yeri geldiğinde yabancılara peşkeş çeken bir yapının içinde olmak mı milliyetçiliktir? Ya da Musaddık ve Nasır, Amerika, İngiltere, Fransa gibi ülkelerden ne istiyorlardı? 

Anlatım oldukça sade. Tarih ve siyaset sevenlerin hoşuna gidecek ve farklı bir pencere açmasına yol açabilecek nitelikte güzel çalışmadır. Yazarın Ortodoks Hristiyan ve ABD’li akademisyen olması kitaba bir önyargı da bulaştırmamış. Lakin İsrail, yayılmacılık ve ABD’nin bölgede yaptığı faaliyetleri de yeri geldiğinde sert bir şekilde eleştiriyor. Kitabın satır aralarında öyle çok vurgulu, etkili ve gerçekçi betimlemeler var ki, salt bunların üzerinden konuşmak bile önemlidir.  Tavsiye ediyorum

Çok sayıda alıntı ekledim ve daha da fazlası eklenebilir. Bazı yerler ise verilen örnekler yüzünden çok uzun olacağı için eklemedim.  Bu doğrultuda kitabın yazarına, çevirmenine, yayınevine ve yayımda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. 

Yazar hakkında: Fawaz A. Gerges, 1958 yılında Beyrut Lübnan’da doğmuş, küçük yaşlarda ABD’ye göç etmiş bir aileden geliyor. Aile Ortodoks Hristiyandır. ABD’de eğitim hayatına devam ederek akademisyen olmuştur. Kendisinin de Orta Doğulu olması dolaysıyla kitaplarının konusunu da bu bölgeden seçmiştir. Coğrafyayı hem yakınen hem de dillerini de bilmesi avantajıdır. Yazarın bu kitap haricinde Amerika ve Siyasal İslam, İşid Tarihi, Büyük İhanet ve Yeni Ortadoğu kitapları da tercüme edilmiştir. 

Not: Bu kitabı 29 Nisan – 15 Mayıs 2026 tarihleri arasında okudum. Bu yazı ise 19 Mayıs 2026’da 1000Kitap sitesine eklenmiştir. Tavsiye ediyorum.